iletisim@hmehmetbasbug.av.tr
0 505 648 52 28

Haberler/Makaleler

Suçsuzluk Karinesi-Stj.Av.Atike AKSU Tez Çalışması

Logo

Description automatically generated

TÜRK HUKUKUNDA SUÇSUZLUK KARİNESİ

JÜRİLİ STAJ TEZİ SUNUMU

Stj. Av. Atike AKSU

                                                 Sicil No:16515

                                               İÇİNDEKİLER

GİRİŞ……………………………………………………………………………….……3

Hukuki Nitelik…………………………………………….……………………………………..4

Terim Sorunu…………………………………………………………………………….4

Suçsuzluk Karinesinin Geçerli Olduğu Aşamalar…………………………..…….….…5

Suçsuzluk Karinesinin Ceza Muhakemesi Bakımından Sonuçları……………………..7

Basın Özgürlüğü ve Suçsuzluk Karinesi………………………………………………..11

SONUÇ……..…………………………………………………………………..….……14

KAYNAKÇA…………………………………………………………………………..15

GİRİŞ

            Çalışmanın konusu olan suçsuzluk karinesinden, ilk olarak 26 Ağustos 1789 tarihli Fransız Kişi ve Vatandaş Hakları Bildirgesi’nin 9. Maddesi’nde; “Her insan suçlu olduğuna karar verilinceye kadar masum sayıldığı için; tutuklanması kaçınılmaz olduğunda, yani suçlu olduğu karar verildiğinde göreceği sertlik, yasa tarafından ağır bir şekilde cezalandırılmalıdır.” denilerek bahsedilmiştir. Ardından 10 Aralık 1948 tarihli Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Beyannamesi’nin 11/1 maddesi “Bir suç işlemekten sanık herkes, savunması için kendisine gerekli bütün tertibatın sağlanmış bulunduğu açık bir yargılama ile kanunen suçlu olduğu tespit edilmedikçe masum sayılır” ve 4 Kasım 1950 tarihli Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi(AİHS)’nin 6/2. Maddesi’nde yer alan, “Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır” kuralının yürürlüğe konulması ilemodern ceza hukukunun, insan haklarının ve adil yargılamanın en önemli unsurlarından biri olarak kabul edilmeye başlanmıştır.

            Ceza muhakemesinin asıl ve en önemli amacı somut olayla ilgili hiçbir kuşkuya yer kalmayacak şekilde maddi gerçeğe ulaşmaktır. Ancak maddi gerçeğe ulaşmaya çalışılırken usul ve yasaya uygun, insan hakları ihlal edilmeden araştırma yapılmalıdır. Modern ceza yargılamasında suç isnat edilen kişinin, suçsuz olduğu varsayımı ile süreç başlamaktadır. Bu varsayım “suçsuzluk karinesi” olarak anılmaktadır. Bu çalışmada suçsuzluk karinesinin niteliği, kapsamı, ceza hukuku ve ceza yargılaması hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar ve basın özgürlüğü ile ilişkisi incelenecektir.

Hukuki Nitelik

            Gerçeğe uygun kabul edilen bir olaydan veya olaylar bütününden yola çıkılarak diğer bir olayın varlığına dair karar vermeyi gerektiren bir kurala dayanarak yapılan işleme “karine” denilir.[1] Ancak suçsuzluk karinesinde gerçeğe uygun bir olaydan diğer bir olayın varlığına ulaşmak gibi bir durum söz konusu değildir. Suçsuzluk karinesi, muhakeme aşamasında şüphelinin/sanığın suçsuz olduğu varsayımına dayanan anayasal bir temel haktır. Suçsuzluk karinesine göre herhangi bir kişinin suçlu sayılması ve hakkında yaptırım uygulanması için bu kişinin kesin hükümle mahkûm olması gerekmektedir. Yani kişi gerçekte suçlu olsa bile mahkeme tarafından kesin olarak mahkûmiyetine karar verilene kadar suçsuz kabul edilecektir.

            Ceza muhakemesi hukuku, suçlunun cezalandırılması, sanığın korunması gibi aşamalardan geçip artık maddi gerçeğin araştırılması aşamasına ulaşmış bulunmaktadır. Maddi gerçeğin araştırılması aşaması hukuk kurallarına uygun olmalı, insan hakları ihlal edilmemelidir. Adil yargılanma hakkının bir yansıması olan suçsuzluk karinesi şüpheliye/sanığa mahkemelerin tarafsızlığı garantisi veren, onun kusuru ispat edilmeden önce suçlu gibi davranılmasını önleyen dokunulmaz bir anayasal temel haktır.[2]

Terim Sorunu

            Suçsuzluk, masumiyet ya da masumluk karinesi olarak adlandırılan bu ilke, ceza yargılaması usulünün en önemli ve temel ilkelerinden biridir. Bu ilke, Anayasa’mızın 38. Maddesinde “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz” şeklinde düzenlenmiştir. Ayrıca AİHS madde 6/2 ‘de “Bir suç ile itham edilen her şahıs suçluluğu kanunen sabit oluncaya kadar masum sayılır.” denilerek temel bir hak olarak güvence altına alınmıştır. Bu karine ile ilgili olarak Anayasa’mızın 38.maddesinin lafzında “suçlu sayılmaz”; AİHS lafzında ise “masum sayılır” şeklinde düzenlenmiş olduğu için doktrinde hangi terimin kullanılacağı konusunda görüş birliği yoktur. Doktrindeki bir görüş, masumluk ve suçsuzluk terimlerinin farklı anlamlara geldiğini savunmaktadır. Bu görüşe göre sanık, masum ve suçlu arasındaki çizgidedir.[3] Bu nedenle suçsuzluk terimin daha uygun olduğunu dile getirmektedirler.

            Diğer görüş ise, suçlu sayılmamak ile masum sayılmanın aynı anlama geldiğini savunmaktadır. Bu görüşün önemli isimlerinden Yüce, görüşünü şu şekilde ifade etmiştir: “Suçlu sayılmamanın öteki anlamı masum sayılmaktır. Bir kimse ya suçludur ya da masumdur. Başka bir oluş imkânı yoktur. Suçlu olduğu henüz bilinmeyen bir kimseyi, masum saymak insana saygı duyan uygar bir görüşün ifadesidir. Masumluk bir kesinlik değil yalnızca bir varsayım, bir karinedir. Bu karine herhangi bir vesile ile üzerine suç şüphesini çeken bir kimseyi gerçeği araştırmadan suçlu saymaya kolayca eğilim gösteren halkoyuna karşı hukukun bir ihtarıdır. Bu anlamda masumiyet karinesinin tutuklama gibi bir zorlayıcı önlemle bağdaşmaz yönü yoktur. Önlem almak suçlu olmak ihtimaline karşıdır. İhtimal masum sayılmaya engel değildir. İhtimal ihtiyatı gerektirir. Ama sanığı suçlu saymaya yetmez. Suçlu sayılmayan bir kimseyi masum saymak doğrudur. Böylece sanık hakkında ihtiyatlı ve itidalli davranmak gereği de belirtilmiş olur.”[4]

            Bir suç ithamında bulunulan kişinin suçlu olarak nitelendirilmemesi ve bu kişiye karşı uygulanacak koruma tedbirlerinin nedenlerinin açıklanması açısından daha uygun olacağı için bu çalışmada “suçsuzluk” terimi tercih edilmiştir.

Suçsuzluk Karinesinin Geçerli Olduğu Aşamalar

            Soruşturma ve kovuşturma evreleri bulunan ceza muhakemesinde suçsuzluk karinesinin hangi evrelerde geçerli olduğu konusunda doktrinde tartışmalar bulunmakla birlikte suçsuzluk karinesi, soruşturmanın başından hükmün kesinleşmesine kadar geçerli olması gereken bir ilkedir. AİHS uygulamaları ve Anayasal düzenlememize göre de suçsuzluk karinesinin sağladığı haklar ceza davası açılmadan önce başlayarak kesin hüküm verilene kadar devam etmektedir.

            Anayasa 38/4. Maddesinin, “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.” hükmü ile suçsuzluk karinesinin uygulanabilmesi için kişi hakkında öncelikle bir “suç isnadı”nın olması gerektiği görülmektedir. Dolayısıyla suçun veya suç isnadının olmadığı yerde bu hükmün uygulama olanağı da olmayacaktır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. Maddesinde adil yargılanma hakkı ve adil yargılanma hakkından doğan güvenceler düzenlenmiştir;

1. Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir. Hüküm açık oturumda verilir; ancak, demokratik bir toplumda genel ahlak, kamu düzeni ve ulusal güvenlik yararına, küçüklerin korunması veya davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veya davanın açık oturumda görülmesinin adaletin selametine zarar verebileceği bazı özel durumlarda, mahkemenin zorunlu göreceği ölçüde, duruşmalar dava süresince tamamen veya kısmen basma ve dinleyicilere kapalı olarak sürdürülebilir.

2. Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır.

3. Her sanık, en azından aşağıdaki haklara sahiptir:

a. Kendisine yöneltilen suçlamanın niteliği ve nedeninden en kısa zamanda, anladığı bir dille ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek;

b. Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak;

c. Kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir savunmacının yardımından yararlanmak ve eğer savunmacı tutmak için mali olanaklardan yoksun bulunuyor ve adaletin selameti gerektiriyorsa, mahkemece görevlendirilecek bir avukatın para ödemeksizin yardımından yararlanabilmek;

d. İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında çağırılmasının ve dinlenmesinin sağlanmasını istemek;

e. Duruşmada kullanılan dili anlamadığı veya konuşmadığı takdirde bir tercümanın yardımından para ödemeksizin yararlanmak.

            Bu güvencelerin geçerli olabilmesi için iç hukukta suç sayılan bir eylemin söz konusu olması gerekmektedir. Ancak iç hukukta suç sayılmayan bir eylem AİHM kıstaslarına göre suç sayılıyorsa yine sözleşmenin 6. Maddesindeki güvenceler geçerlidir. Bu sayede sözleşmeye taraf devletlerin bir eylemi suç saymayarak suçsuzluk karinesi kapsamı dışına çıkarmalarına engel olunmaya çalışılmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne göre, sözleşmeye taraf devletler, sözleşmeyi ihlal etmedikleri sürece herhangi bir eylemi suç sayabilmektedirler. İç hukukta suç sayılan bir fiil, sözleşme uygulanırken de suçtur ancak iç hukukun suç olarak öngörmediği bir fiil, sözleşme gereğince suç sayılabilecektir. Avrupa İnsan Hakları Komisyonu ve Mahkemesinin uygulamalarında bir eylemin 6. Madde gereği suç sayılabilmesi için;

  1. Bu eylemin iç hukuktaki yeri,
  2. Bu eylemin niteliği,
  3. Bu eylem için öngörülen yaptırımın nitelik ve ağırlık derecesi

gibi kıstaslar göz önünde bulundurulmaktadır. Bu kıstaslara göre suç sayılan bir eylemin söz konusu olduğu durumlarda adil yargılama hakkının getirdiği güvenceler sözleşmeye taraf devletler tarafından uygulanmak zorundadır aksi halde adil yargılanma hakkı ve dolayısıyla suçsuzluk karinesi ihlal edilmiş olacaktır.

Suç İsnadı

            Suç isnadı kavramını Şeref Gözübüyük ve Feyyaz Gölcüklü “taraf devletlerin nitelemesinden bağımsız, AİHM’in yorumladığı ve denetlediği otonom bir kavram” olarak tanımlamışlardır. İsnat, kişiye suç olan bir eylemde bulunduğunu yetkili makamlar tarafından resmi olarak bildirilmesi anlamına gelmektedir. AİHM’ye göre suçlamanın varlığı halinde önemli olan isnadın konusudur. Bu suç isnadında bulunulmasıyla birlikte şüpheli/sanık konumunda olan kişi suçsuzluk karinesinden kaynaklanan koruma güvencelerinden yararlanmaya başlayacaktır.

Suçsuzluk Karinesinin Ceza Muhakemesi Bakımından Sonuçları

            Suçsuzluk karinesi adil yargılanma hakkının bir unsurudur. Bir suçla itham edilen kişinin soruşturma aşamasından kesin hükümle mahkûmiyet aşamasına kadar suçsuz sayıldığı suçsuzluk karinesi, ceza muhakemesinde bir takım sonuçlar doğurmaktadır. Bunlar; ispat yükünün iddia makamına düşmesi, susma hakkı, şüpheden sanığın yararlanması, tutuklulukta makul sürenin aşılmaması ve hukuka aykırı delillere dayanma yasağıdır. Bu sonuçlar, esas itibari ile her biri ayrı ayrı başlıklar altında çok detaylı şekilde incelenebilecek, uygulamadaki aksaklıklar ve hukuki problemleri tartışılabilecek konulardır. Ancak bu çalışmada sadece suçsuzluk karinesi çerçevesinde ana hatları ile incelenecektir.

  1. İspat Yükünün İddia Makamına Düşmesi

            Ceza yargılamasında re’sen araştırma ilkesi geçerli olmakla beraber bir kişinin suçlu olduğunu iddia eden makam bu iddia ile ilgili her türlü delili toplamak araştırmayı yapmak zorundadır. İddia makamı bu araştırmayı yapmasa bile re’sen araştırma ilkesi gereğince yargılamayı gerçekleştiren mahkeme tarafından araştırma yapılarak sanık hakkında hüküm verilebilecektir. Ceza yargılamasında iddia makamını üstlenen savcılık kurumu ve mahkeme suçla isnat edilen kişinin lehine olan delilleri de toplamak zorundadır. İspat yükü iddia makamında yani savcılıkta olduğu için bir suçla isnat edilen şüpheli/ sanık, suçlu olmadığını kanıtlamak ve bu yönde savunma yapmak zorunda değildir. Sanık savunma yapmasa da, suçsuzluk karinesi gereği bu durum sanık aleyhine yorumlanamayacaktır.

  • Susma hakkı

            Suçsuzluk karinesi gereği ispat yükü iddia makamına ait olduğu için bir suçla isnat edilen kişinin susma hakkı bulunmaktadır. Tüm ceza muhakemesi aşamaları boyunca şüpheli/sanık herhangi bir beyanda bulunmaya zorlanamaz ve şüphelinin/ sanığın beyanda bulunmaması, aleyhe delil olarak kullanılamaz. Susma hakkı, Anayasa’mızın 38.Maddesi’nde, “Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.” şeklinde düzenlenmek sureti ile anayasal güvence altına alınmıştır. Öte yandan,CMK m.147/1/e’ de de açıkça, şüphelinin/sanığın ifade ve sorgu sırasında susma hakkının bulunduğu ve bu hakkın sanığa/şüpheliye hatırlatılması gerektiği düzenlenmiştir. CMK m. 191/3/c de ise sanığın yargılama makamı tarafından sorgulanmasından önce de sanığa susma hakkının bulunduğunun hatırlatılması gerektiği düzenlenmiştir. Ancak şüphelinin/sanığın susma hakkını kullanması bazı koruma tedbirleri uygulanmasına engel teşkil etmemektedir. Şüphelinin/sanığın beden muayenesine katlanmak için bir rıza göstermesi gerekmemektedir. AİHM’nin de şüphelinin/sanığın rızası dışında beden muayenesinin yapılması, doku ve örneklerin alınmasının susma hakkının ihlali olmadığı konusunda kararları bulunmaktadır. Saunders/Birleşik Krallık kararında sanığın rızası dışında kan, idrar, doku örneklerinin alınmasının zorla ifade almaktan farklı olduğunu belirtmiş ve bu örneklerin alınmasının susma hakkını ihlal etmediğine karar vermiştir.

  • Şüpheden sanığın yararlanması

            Suçsuzluk karinesinin diğer bir sonucu olan şüpheden sanık yararlanır ilkesine göre; sanığın suçlu olduğu kanaatine kesin olarak varılması, sanığın suçlu olup olmadığı konusundaki şüphenin, akla ve mantığa uygun olarak, somut ve hukuka uygun olarak elde edilen delillerle yenilmesi, ortadan kalkması gerekmektedir. Bu konudaki şüphe ortadan kalkmamışsa sanığın beraatine karar verilmesi yerinde olacaktır. Bu ilke sadece sanığın suçu işleyip işlemediği konusundaki şüphe durumunda değil, sanık hakkında uygulanma ihtimali bulunan ağırlaştırıcı ve hafifletici sebeplerin şüphesi halinde de sanık bundan yararlanacaktır.

                 ç. Tutuklulukta makul sürenin aşılmaması

            Suçsuzluk karinesi gereğince şüpheli/ sanık suçlu ve masum arasında bir durumda olduğu için hakkında koruma tedbirleri uygulanabilecektir. Koruma tedbirleri mevzuata uygun şekilde uygulandığı sürece suçsuzluk karinesini ihlal etmeyecektir.

            Tutukluluk ceza muhakemesinin en ağır koruma tedbiri olarak CMK md. 100 ve devamında düzenlemiştir. Tutukluma kararı verilmesi için şüpheli/sanığın suçlu olduğu hakkında kuvvetli şüphe bulunmalı ve suç işlemesine, kaçmasına delillere zarar vermesini engellemek gibi zorunlu haller bulunmalıdır.

            Tutukluluk süreleri CMK Md. 102’de düzenlenmiştir;“(1) Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde tutukluluk süresi en çok bir yıldır. Ancak bu süre, zorunlu hallerde gerekçeleri gösterilerek altı ay daha uzatılabilir.(2) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez. (3) Bu Maddede öngörülen uzatma kararları, Cumhuriyet savcısının, şüpheli veya sanık ile müdafinin görüşleri alındıktan sonra verilir.(4) Soruşturma evresinde tutukluluk süresi, ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işler bakımından altı ayı, ağır ceza mahkemesinin görevine giren işler bakımından ise bir yılı geçemez. Ancak, Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar, Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve toplu olarak işlenen suçlar bakımından bu süre en çok bir yıl altı ay olup, gerekçesi gösterilerek altı ay daha uzatılabilir.(5) Bu maddede öngörülen tutukluluk süreleri, fiili işlediği sırada on beş yaşını doldurmamış çocuklar bakımından yarı oranında, on sekiz yaşını doldurmamış çocuklar bakımından ise dörtte üç oranında uygulanır”

            Bu maddeye göre ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde tutuklama süresi iki yıl, uzatma süresi üç yıldır. Diğer işlerde tutukluluk süresi en çok bir yıldır ve altı ay daha uzatılabilir. Ancak Terörle Mücadele Kanununda belirtilen suçların varlığı halinde ise tutuklama süresi 4 yıl uzatma süresi 6 yıldır. Soruşturma evresinde tutukluluk süreleri ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde tutuklama süresi bir yıl, diğer işler bakımından altı ayı geçemez ancak bu süre terör suçları kapsamında a bir yıl altı ay olarak uygulanır ve gerekli durumlarda gerekçesi açıklanarak altı ay daha uzatılabilir. Bu süreler azami süreler olup geçerli ve yasal nedenler olmadığı sürece uygulanamayacaktır ve on beş yaşından küçük çocuklar için yarı oranında, on sekiz yaşından küçük çocuklar için de dörtte bir oranında uygulanabilecektir. Geçerli bir neden yokken makul tutuklama sürelerinin aşılması halinde suçsuzluk karinesi ihlal edilmiş olacaktır. Makul süre kavramı hem Anayasa’da hem AİHS’de düzenlenmiştir AİHM’ye göre tutuklukta makul sürenin aşılıp aşılmadığı her olay için ayrı ayrı değerlendirilmekte ancak bu değerlendirme yapılırken bazı kıstaslar göz önünde bulundurulmaktadır. AİHM’nin makul süre için kullandığı kıstaslar;  tutuklamanın ne kadar sürdüğü, isnat edilen suçun ve muhtemel cezanın niteliği, tutukluluk halinin sanık üzerindeki etkileri, sanığın davranış biçim, soruşturmanın yürütülme biçimi ve üslubu, ilgili adli işlemlerin neler olduğudur. Bu kıstaslara göre yapılan değerlendirmenin sonucunda tutukluluk süresi makul süreyi aşmışsa tutukluluk mahkûmiyete dönüşeceği için suçsuzluk karinesi ihlal edilmiş olacaktır.

  • Hukuka Aykırı Delillere Dayanma Yasağı

            AİHS’ye göre, şüpheli/sanık suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılacaktır. Suçluluğun yasal olarak sabit olması ispatın hukuka ve mevzuata uygun olarak yapılması anlamına gelmektedir. Buna göre sanığın suçu işlediğinin hukuka uygun delillerle ispatı gerekmektedir. Aksi halde suçsuzluk karinesi ihlal edilecektir. Ancak AİHS’de delil yasağı düzenlenmemiştir. Hukuka aykırı şekilde elde edilen delillerin değerlendirilmesi, kullanılması iç hukukta yasaklanmış olmalıdır. İç hukukumuzda hukuka aykırı deliller için mutlak değerlendirme yasağı kabul edilmiştir. CMK madde 206/2’de ; “Ortaya konulması istenilen bir delil aşağıda yazılı hâllerde reddolunur: a) Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse. b) Delil ile ispat edilmek istenilen olayın karara etkisi yoksa. c) İstem, sadece davayı uzatmak maksadıyla yapılmışsa.” denilerek delil yasağı getirilmiştir. CMK 148. maddesinde 5 fıkra halinde ifade almada ve sorgu sırasında yasaklanan usuller düzenlenmiştir. Ayrıca CMK madde 217/2’de isnat edilen suçun hukuka uygun deliller kullanılarak ispat edilmesi gerektiği açıkça hüküm altına alınmıştır. Anayasa’mızın 38. maddesinde de “Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.” denilmek suretiyle mutlak değerlendirme yasağı düzenlenmiştir.

Basın Özgürlüğü ve Suçsuzluk Karinesi

            Adil yargılanma hakkının bir unsuru olan suçsuzluk karinesi, sadece resmi makamların değil üçüncü kişilerin de ihlal etmeme yükümlülüğü olan bir temel haktır. Basın yolu ile suçsuzluk karinesinin ihlali iki durumda ortaya çıkabilmektedir. İlk ihlal durumu, resmi makamların yaptıkları açıklamalar ile suçsuzluk karinesinin ihlal edilmesi, ikincisi ise basın yayın kuruluşlarının yaptıkları haberlerde kullandıkları üslup ve ifadeler nedeni ile suçsuzluk karinesi ihlal edilebilmektedir.

            Basın özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında bulunan anayasal ve AİHS bağlamında güvence altında olan bir özgürlüktür. Anayasa madde 28’de “Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin alma ve malî teminat yatırma şartına bağlanamaz” şeklinde basın özgürlüğü düzenlenmiştir. Basın Kanunu’nun 3. Maddesinde de basın özgürlüğünün hangi hakları içerdiği düzenlenmiştir. Bu maddeye göre basın özgürlüğü; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve yaratma haklarını kapsayan bir haktır. Ancak basının özgürce haber verebilme hakkı sınırsız değildir. Anayasa madde 28/3 ile bu hakkın nasıl sınırlandırılacağı hüküm altına alınmıştır. AİHM suçsuzluk karinesi ihlalleri ve basın özgürlüğü arasında adil bir denge kurarak kararlar vermektedir. Örnek bir karar olarak Verlagsgruppe Droemer Knaur GMBH & Co. KG / Almanya kararı incelenebilir. Bu kararda başvuran bir yayınevidir ve yayınladığı bir kitapta bir kişinin mafya üyesi olduğunu ifade etmiş ve bu sebeple yayınevi hakkında 10.000 Euro para cezasına hükmedilmiştir. Yayınevi bunun basın özgürlüğünün ihlali olduğu iddiasıyla Mahkemeye başvurmuş ve davaya konu olan ithamını Federal Suç Araştırmaları Bürosu’nun raporuna dayandığını ve bu raporun içeriğini incelemek ya da bağımsız bir araştırma yapmak zorunda kalmaksızın Cumhuriyet Savcılığındaki bir basın görevlisinin sağladığı bilgilere dayanma hakkına sahip olduğunu ifade etmiştir. Ancak Mahkeme bunu kabul etmemiş ve ulusal makamlar tarafından Mahkeme içtihadında belirtilen kıstaslara uygun olarak yaptığını ve ihlal olmadığı kararına varmıştır.

            Basın özgürlüğü, diğer hak ve özgürlükleri ihlal etmemelidir ancak günümüzde bazı basın ve yayın organları, bilhassa internet üzerinden daha fazla “tıklanmak” ve gelir elde etmek için özellikle suçsuzluk karinesini ihlal eden, abartılı haberlere yer vermektedir. Bu haberlerin özellikle başlıklarında, habere konu kişilere, katil, sapık, tecavüzcü, cani vb. ifadeler kullanılmaktadır. Bu tarz haberler önyargılı bir kamuoyu oluşturup, hâkimleri dahi etkisi altına alarak mahkemelerin tarafsızlığına engel olabilmektedir. Bu nedenle basın ve yayın organlarının haberlerde kullandıkları üsluba özellikle dikkat etmeleri, hiçbir şekilde sanığı/şüpheliyi suçlu olarak nitelendirmemeye özen göstermeleri gerekmektedir.

            Hukuk sistemimizde suçsuzluk karinesinin etkin olarak uygulanabilmesi için birçok düzenleme bulunmaktadır. Bu bağlamda basın ve yayın yoluyla suçsuzluk karinesinin ihlalinin söz konusu olduğu durumlarda birtakım yaptırımlar düzenlenmiştir. TCK madde 285  ile gizliliğin ihlaline ilişkin dört ayrı suç tanımı düzenlenmiştir;

(1) Soruşturmanın gizliliğini alenen ihlal eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Bu suçun oluşabilmesi için; a) Soruşturma evresinde yapılan işlemin içeriğinin açıklanması suretiyle, suçlu sayılmama karinesinden yararlanma hakkının veya haberleşmenin gizliliğinin ya da özel hayatın gizliliğinin ihlal edilmesi, b) Soruşturma evresinde yapılan işlemin içeriğine ilişkin olarak yapılan açıklamanın maddi gerçeğin ortaya çıkmasını engellemeye elverişli olması, gerekir.

(2) Soruşturma evresinde alınan ve soruşturmanın tarafı olan kişilere karşı gizli tutulması gereken kararların ve bunların gereği olarak yapılan işlemlerin gizliliğini ihlal eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.

(3) Kanuna göre kapalı yapılması gereken veya kapalı yapılmasına karar verilen duruşmadaki açıklama veya görüntülerin gizliliğini alenen ihlal eden kişi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır. Ancak, bu suçun oluşması için, tanığın korunmasına ilişkin olarak alınan gizlilik kararına aykırılık açısından aleniyetin gerçekleşmesi aranmaz.

(4) Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan suçların kamu görevlisi tarafından görevinin sağladığı kolaylıktan yararlanılarak işlenmesi halinde, ceza yarısına kadar artırılır.

(5) Soruşturma ve kovuşturma evresinde kişilerin suçlu olarak algılanmalarına yol açacak şekilde görüntülerinin yayınlanması halinde, altı aydan iki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(6) Soruşturma ve kovuşturma işlemlerinin haber verme sınırları aşılmaksızın haber konusu yapılması suç oluşturmaz.

Bu maddeye göre; soruşturmanın gizliliğini ihlal suçunun oluşabilmesi için; soruşturma evresinde yapılan işlemin içeriğinin açıklanması suretiyle, suçsuzluk karinesinin veya haberleşmenin gizliliğinin veya özel hayatın gizliliğinin ihlal edilmesi ya da soruşturma evresinde yapılan işlemin içeriğine ilişkin olarak yapılan açıklamanın maddi gerçeğin ortaya çıkmasını engelleyecek biçimde olması gereklidir. Bu şartların oluşmadığı durumlarda soruşturma evresindeki işlemlerin habere konusu olması, basın özgürlüğü sınırları içinde değerlendirilecektir.

SONUÇ

            Modern ceza hukukunun en önemli normlarından biri olan suçsuzluk karinesi, herhangi bir kişinin suçlu olduğu mahkeme tarafından yapılan yargılama sonucunda kesin hükümle sabit oluncaya kadar, bu kişinin suçlu sayılmaması ve cezai yaptırımlara maruz bırakılmaması anlamına gelmektedir.

            Suçsuzluk karinesi kişiye suçun isnat edildiği andan itibaren başlayarak kesin hükümle biten yargılamanın son aşamasına kadar devam etmektedir. AİHM bir eylemin suç olup olmadığının tespiti için bu eylemin iç hukuktaki yeri, bu eylemin niteliği ve bu eylem için öngörülen yaptırımın nitelik ve ağırlık derecesi gibi kıstasları göz önünde bulundurmaktadır.

            Suçsuzluk karinesi ceza muhakemesinde ispat yükünün iddia makamında olması, susma hakkı, şüpheden sanığın yararlanması, tutuklulukta makul süre ve hukuka aykırı delillere dayanma yasağı olarak sonuçlar doğurmaktadır. Bu sonuçlar adil yargılanma hakkının özünü oluşturarak sanığın tarafsız mahkemelerde, hukuka uygun deliller ve yeterli savunma imkanı ile yargılanmasını sağlamaktadır.

            Suçsuzluk karinesi sadece resmi makamlara değil üçüncü kişilere de yükümlülükler doğurmaktadır. Özellikle basın ve yayın kuruluşları bazı haberler yoluyla suçsuzluk karinesinin ihlaline neden olabilmektedirler. Bu nedenle basının suçsuzluk karinesini ihlal eden fiilleri özellikle iç hukukumuzda yaptırım altına alınmıştır. Bu itibarla basın ve yayın kuruluşları sanık, zanlı, şüpheli, muhtemel fail gibi terimler kullanmaya özen göstermeleri ve suçlu, fail gibi ifadelerden kaçınmaları gerekmektedir. Ancak günümüzde basın ve yayın kuruluşları bu öz denetimini pek fazla sağlayamamaktadırlar.

            Uygulamada henüz suçsuzluk karinesi etkin olarak uygulanamamaktadır. Pek çok aksaklık ve yanlışlık vardır. Bu ilkenin etkili olarak işleyebilmesi için öncelikle getirilen hükümler ve yaptırımlar uygulanmalı, demokratik bir toplum altyapısı oluşturulmalıdır.

KAYNAKÇA

Akif Yıldırım – Anayasa Mahkemesi Uygulamasında Masumiyet Karinesi, Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, 2017

Burcu Değirmencioğlu – Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihatları Işığında Masumiyet Karinesinin Korunması, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2019

Caner Yenidünya – Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Masumiyet Karinesi, Güncel Hukuk, 2004

Çağrı Kan Aydın – Adil Yargılanmanın Bir Unsuru Olarak “Susma Hakkı”. Türkiye Barolar Birliği Dergisi, 2010

Dilara Yüzer – Basın Yoluyla Adli Haberlerin Verilişi Ve Suçsuzluk Karinesi, DEÜHFD, 2013

Hatice Derya Ormanoğlu – Anayasal Bağlamda Ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Boyutuyla Suçsuzluk Karinesi, AÜHFD, 2016

Hüseyin Şık – Suçsuzluk Karinesi, Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, 2012

Hüseyin Şık – Suçsuzluk Karinesi ve Savcı, Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, 2017

İlhan Üzülmez- Türk Hukukunda Suçsuzluk Karinesi ve Sonuçları. Türkiye Barolar Birliği Dergisi, 2005

Metin Feyzioğlu – Suçsuzluk Karinesi: Kavram Hakkında Genel Bilgiler ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, AÜHFD, 1999

Önder Tozman – Suçsuzluk Karinesi: Türk Hukukundaki Sonuçları, EBYÜ-HFD, 2015

Özen Atlıhan – Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Sisteminde Adil Yargılanma Hakkının Temel Unsuru Olarak Masumiyet Karinesi, EBYÜ-HFD,  2015

Turhan Tufan Yüce – Sanığın Savunması ve Korunması Açısından Ceza Soruşturmasının Hümanist İlkeleri, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, 1988


[1] – Feyzioğlu Suçsuzluk Karinesi Sf.138-139

[2] – Hüseyin Şık Suçsuzluk Karinesi sf. 110-111

[3] – Hüseyin Şık – Suçsuzluk Karinesi sf.108

[4] – Turhan Tufan Yüce, “Sanığın Savunması ve Korunması Açısından Ceza Soruşturmasının Hümanist İlkeleri,”