iletisim@hmehmetbasbug.av.tr
0 232 446 02 86

Haberler/Makaleler

Sigortalı hizmetlerin yargı kararıyla tespiti

I. Sigortalı Hizmetlerin Yargı Kararıyla Tespitinde Genel İlkeler

SSGSSK m. 86/9 uyarınca aylık prim ve hizmet belgesi işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde iş mahkemesine başvurarak, alacakları mahkeme kararı ile ispatlayabilirse, bu sigortalıların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları dikkate alınır.

Görüldüğü gibi, çalışmaları tespit edilememiş sigortalılar, iş mahkemesinde açacakları “hizmet tespiti davaları” ile çalıştıklarını mahkeme kararı ile ispatlayabilmektedirler. Tespit davası işveren aleyhine açılacaktır, ancak işyerinin devredilmiş olması halinde, dava devreden işverenle birlikte devralan işverene birlikte yöneltilmelidir. Dava sonucunda verilecek karar Sosyal Güvenlik Kurumu’nu da ilgilendireceğinden davada Sosyal Güvenlik Kurumu’nun da taraf olması, yani hasım olarak gösterilmesi gereklidir .

A. Kamu Düzenine İlişkin Olması

Sigortalı olmak hak ve yükümlülüğünden kaçınılamayacağı gibi bu haktan vazgeçilemez. Zira, sigortalı olmak, anayasal bir hak olan sosyal güvenlik hakkının bir gereğidir . Belirtelim ki; bu nedenle, hizmet tespit davasını açma hakkı sadece çalışanlara değil, sigortalının ölümü halinde sigortalının yakınlarına da tanınmıştır .

Hizmet tespit davalarının kamu düzenine ilişkin olması nedeniyle, mahkemenin dava esnasında soruşturmayı genişletmesi gerekir . Ayrıca hizmet tespit davalarında tüm deliller mahkemece re’sen araştırılır. Yargıtay bir kararında “… Hizmet tesbitine yönelik davalar kamu düzenine ilişkin olup, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmelidir. Bu gerekçe ışığında, davacının davalı işverene ait işyerindeki çalışması nedeniyle düzenlenen belge ve kayıtlarda, ücret ödemesine ilişkin belgelerin getirtilmesi elde edilebildiği taktirde ücret ödenmesini gösteren ve davacının imzasını taşıyan belgelerde yazılı süreler ile Kuruma bildirilen süreler karşılaştırılmalı, iddia edilen dönemde işyerinde yapılan denetim ve tespit raporları da getirtilerek, işyerinde müdür şef, ustabaşı konumunda bulunan kişilerin tanıklıklarına başvurularak, gerektiğinde bilirkişi incelemesi de yapmak suretiyle sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken…” ifadelerine yer vererek kamu düzenine ilişkin olma ve mahkemece re’sen araştırma ilkelerini vurgulamıştır.

B. Feragat Yasağı

Bu ilke aslında, hizmet davalarının kamu düzenine ilişkin olmalarının bir sonucudur. Yargıtay’ın yerleşik içtihatları gereği hizmet tespit davalarında feragat ve kabul mümkün değildir. Yargıtay, davasından feragat etmiş bir kimsenin daha sonra bu davayı temyiz ederek hak arama özgürlüğünü kullanması halinde, hizmet tespit davalarının kamu düzenine ilişkin olmaları sebebiyle yargılamaya devam ederek fiili ve gerçek çalışmanın varlığının saptanması ve saptanması halinde hüküm kurulması yoluna gitmiştir . Sosyal güvenlik hakkının kişiye sıkı sıkıya bağlı, dokunulmaz ve feragat edilemez bir hak olması sebebiyle, hizmet tespit davalarında hakim feragat nedeniyle davayı reddetmemekte, deliller toplandıktan sonra sonuca göre karar vermektedir.

C. Beyanlarına İtibar Edilecek Tanıkların Belli Niteliklere Sahip Olması

Hizmetlerinin tespitini isteyen sigortalının çalıştığı işyerindeki çalışmalarının gerçek, fiili ve devamlı olup olmadığının ispatlanması gerekmektedir. Yargıtay bu konuda, her türlü delil ile ispatı kabul etmiştir. Bu husus davacının işyerinde çalıştığını gösteren resmi ve özel belgeler ile olabileceği gibi aynı zamanda tanık beyanları ile de olacaktır. Ancak Yargıtay yerleşik içtihatlarında tanıkların niteliklerini tek tek saymıştır. Buna göre, davacının çalışmasının konusu, sürekli, kesintili, mevsimlik mi olduğu, başlangıç ve bitiş tarihleri ve alınan ücret konularında tanıkların sözleri değerlendirilirken;

•Bunların inandırıcılığı üzerine durulmalı,
•Verdikleri bilgiye nasıl vakıf oldukları,
•İşveren ve işçiyle, işyeriyle ilişkileri,
•Bazen uzun yılları kapsayan bilgilerin insan hafızasında yıllarca eksiksiz nasıl taşınabileceği düşünülmeli ve tanıklar buna göre isticvap olunmalı,
•İşyerinin kapsam, kapasite ve niteliği ile bu beyanlar kontrol edilmeli,
•Mümkün oldukça işyerinin müdür, amir, şef gibi görevlileri ve o işyerinde çalışan öteki kişiler ile o işyerine komşu ve yakın işyerlerinde bu yeri bilen ve tanıyanlar dahi dinlenerek tanık beyanlarının sağlığı denetlenmelidir .

Uygulamada, bu niteliklere sahip tanıkların temininde büyük güçlükler yaşanmakla birlikte fiili çalışma olgusunun ancak bu şekilde saptanacağı Yargıtay’ın yerleşik içtihadı gereğidir. Bunu yanında, bazı meslekler ve bazı işler bakımından tanık dışında yazılı belge ile ispat zorunluluğu söz konusudur. Bir şoförün hizmet tespiti davasında, çalıştığı sırada aldığı cezalar ve bu arada yaptığı kazalar nedeniyle gerek sigorta şirketleri ve gerekse maddi zarara uğrayan kişilerin açtığı davalar gibi mesleğin icrası sırasında resmi dairelerle doğacak ilişkilerde meydana gelecek kayıtlı durumlar, ispat için asıl delilleri oluşturacaktır. Bir garsonun çalıştığı sırada lokantada meydana gelmiş bir kavgaya karışması ve bu sebeple de savcılık veya mahkeme huzurunda burada çalışan bir kişi olarak vermiş olduğu ifade fiili çalışma olgusunu ortaya koyacaktır .

II. Sigortalı Hizmetleri Yargı Kararıyla Tespitinde Süre

SSGSSK m. 86/9 uyarınca, aylık prim ve hizmet belgesi işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde iş mahkemesine başvurarak, alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları dikkate alınır.

A. Sürenin Hukuki Niteliği

Hizmet tespiti davasının açılabilmesi beş yıllık süreye tâbi tutulmuştur. Buradaki süre hukuki niteliği itibariyle hak düşürücü süredir . Dolayısıyla, taraflardan birinin yani karşı tarafın yasal süresinde ileri sürmemesi halinde artık ileri sürülemeyecek olan zamanaşımı def’inden farklıdır. Beş yıllık süre, mahkemece re’sen dikkate alınacak ve taraflarca yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilecektir. Hak düşürücü süre olması nedeniyle de durma veya kesilme durumu da söz konusu olmayacaktır.

Bazı hallerde hak düşürücü sürenin uygulanmaması mümkün olabilmektedir. Örneğin, işe giriş bildirgesinin verilmesi halinde işe giriş bildirgesinde öngörülen işe başlama tarihinden sonrası için hak düşürücü süreden bahsedilemeyecektir. Bununla birlikte, işe giriş bildirgesinin de SSGSSK’da öngörülen hak düşürücü süre içerisinde Sosyal Güvenlik Kurumu’na verilmesi gerekir .

B. Sürenin Başlangıcı

Hak düşürücü nitelikteki beş yıllık süre, hizmetin sona erdiği tarihin yıl sonundan itibaren başlayacaktır. Bir başka deyişle, buradaki hak düşürücü süre hesaplanırken hizmetin bittiği tarih değil, bu tarihin yıl sonu esas alınmalıdır. Örneğin, 01.06.2011 yılında işten ayrılan bir kimsenin hak düşürücü süre hesabında, 31.12.2011 tarihi esas alınacak ve 2016 yılının sonuna kadar dava açma hakkı bulunduğu kabul edilecektir .

İşe giriş bildirgesi işveren tarafından verilmeyen veya Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından tespit edilemeyen sigortalılar için, işe giriş bildirgesinin Sosyal Güvenlik Kurumu’na verildiği tarihten sonraki hizmet tespiti talebi bakımından artık hak düşürücü süreden bahsetmek mümkün olmayacaktır. İşe giriş bildirgesinin verildiği tarihten önceki dönem için, hak düşürücü süre yine işe giriş bildirgesinin verildiği tarihten başlayacak ve o tarihin yıl sonundan itibaren davanın açıldığı tarihe kadar beş yıldan fazla zaman geçmemiş olması gerekecektir. Örneğin, 01.01.1992-25.08.2000 tarihleri arasında çalışan bir kimsenin 28.06.2010 tarihinde dava açtığı dikkate alınırsa, 01.01.1992 tarihinde işe giriş bildirgesi verilmiş olması halinde 01.01.1992 tarihinden sonraki süreler bakımından bir hak düşürücü süreden bahsetmek mümkün değildir. Ancak, bu tarihten önceki sürenin tespitini talep ederse hak düşürücü süre 01.01.1992 tarihinden itibaren işlemeye başlayacak ve dava tarihi de 28.06.2004 olduğundan, beş yıllık süre geçtiği için 01.01.1992 tarihinden öncesi için bir tespit yapılması mümkün olmayacaktır .

Bunun dışında hak düşürücü sürenin bir başka istisnası da, sigorta müfettişleri tarafından yerinde yapılan denetimler sonucu fiilen çalıştığı belirlenen ve müfettişin durum tespit tutanağında çalıştığı tespit edilen kişiler için de artık bu tespit tutanağı ile çalışma Sosyal Güvenlik Kurumu yetkilisi tarafından belirlenmiş olduğu için belirlenen sigortalılık başlangıç tarihinden sonraki süreler bakımından da hak düşürücü süreden bahsedilememesidir .

İşe giriş bildirgesindeki imzanın davacı işçiye ait olmadığı durumlarda hak düşürücü süre başka bir özellik göstermektedir. Örneğin, işçi 01.01.1990 tarihinde işe başlamış olmasına rağmen, işe giriş bildirgesi 01.01.1995 tarihinde yapılmış ve işçi bu işyerinde günümüze kadar çalıştıktan sonra dava açmışsa, hak düşürücü süre 01.01.1995 tarihinden başlayacaktır. Ancak, işe giriş bildirgesindeki imza işçi tarafından inkar edilmiş, yapılan inceleme sonucunda imzanın işçiye ait olmadığı saptanmış ise, geriye doğru işçinin gerçek işe başlama tarihi de dikkate alınarak hak düşürücü süre değerlendirilecektir .

Kesintili çalışma halinde ise, hak düşürücü süre söz konusu olduğu için, tekrar aynı işyerine girilip çalışılsa da, ilk çalışmanın bittiği yılın sonundan itibaren beş yıl geçmişse bu süredeki hizmet tespiti yapılamayacaktır .