iletisim@hmehmetbasbug.av.tr
0 505 648 52 28

Haberler/Makaleler

Av.Mizgin SÜMBÜL Tez Çalışması-ÖTENAZİ VE YAŞAMA HAKKI

ÖTENAZİ VE YAŞAMA HAKKI

Ölüm olmasaydı, onu icat etmek zorunda kalırdık.” Voltaire

Uzun süren yaşam yaşamların en iyisi, kısa süren ölümse ölümlerin en iyisi derler.” Montaigne

Av. Mizgin SÜMBÜL

GİRİŞ

Yaşama hakkı, ilk olarak doğal hukuk okulunun tanımladığı ve daha sonraları da pozitif hukuk ile güvence altına alınan bir haktır. Tarihsel akış içinde gelişimini tamamlaması ve kavram olarak ortaya çıkması 16. yüzyıla kadar gelen yaşama hakkı, bugün en kabul gören tanımlamaya göre “insana sadece insan olduğundan dolayı” tanınan bir haktır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) Madde 2 ve Anayasa Madde 17/1’e göre insan yaşamı, korunması gereken bir değer olarak görülmüştür. Yaşama hakkının hukuki özellikleri olarak devredilemezlik ve vazgeçilemezlik yanında, AİHS Madde 2/2’de yer alan istisnaları onun mutlak bir hak olmadığını göstermektedir. Yaşama hakkının istisnaları konusunda evrensel olarak teamüle ulaşılsa da ötenazi, kürtaj, açlık grevi vb. gibi konularda bir uzlaşma sağlanamamış, bu uzlaşmanın gerçekleşmemesinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’nin bu konularda muğlak ve daha çok ülkelerin iç hukukuna yönlendiren kararlar vermesi, takdir marjını geniş tutması ve belli ölçütler getirmemesi neden olmuştur. Ayrıca yaşama hakkının nerede başlayıp nerede bittiği ve özellikle de ceninin hak sahibi olup olmadığı hususunda da kesin bir ölçüt getirmemiştir. AİHM bazı kararlarında vücut dokunulmazlığını ve yaşama hakkının vazgeçilemezliğini ön plana çıkarırken, bazılarında bu hakkın kullanımının özel hayat çerçevesinde olduğunu söyleyip nihai bir kesinliğe varmamaktadır. Ben bu çalışmamda yaşama hakkının sınırları çerçevesinde kalarak size ötenaziyi anlatmaya çalışacağım.

1-GENEL OLARAK

Ötenazi sosyal, hukuki, dini ve tıbbi yönü olan geniş bir kavramdır. İlk kez Bacon tarafından kullanılan ötenazi, güzel tatlı ölüm anlamına gelmektedir. Tıbbi açıdan ötenazi ise, tıbbi yöntemlerle hafifletilemeyen bedensel ve ruhsal, sürekli dayanılmaz acıların etkisinde bulunan ve hastalığının iyileştirilmesini çağdaş tıbbın gerçekleştiremediği hastaların ızdıraplarına, onların göreceli olarak kolay, ağrısız ve acısız bir biçimde yaşamlarına son vermek şeklinde ifade etmek mümkündür. Ölüm yardımı olarak da adlandırılan ötenazi, tıbbi açıdan iyileşmesi mümkün olmayan bir hastalığa yakalanan ve acı çeken hastanın, acılarını dindirmek amacıyla aktif veya pasif bir hareketin icra edilmesi suretiyle, ölmesine yardım edilmesidir. Ancak öldürülen kişinin talebi üzerine gerçekleştirilen her fiil ötenazi olmadığı gibi kişinin talebi olmaksızın gerçekleştirilen fiiller de ötenazi değildir.

Ötenazi, Dünya genelinde Hollanda, Belçika ve Lüksemburg gibi bazı ülkelerde yasal olmasına rağmen birtakım ülkelerde de yasaklanmış olup, Ceza Kanunu’nda adam öldürme ile eşdeğer görülmektedir. Türkiye’de ise ötenazi uygulaması koşullar gerçekleşse bile kanunlara göre yasal değildir. Türk Ceza Kanunu’nda ise ötenazi için ayrı bir tanımlama bulunmamaktadır, ancak ortaya çıkan öldürme eyleminin bir suç olduğu ve uygulama yöntemine bağlı olarak Türk Ceza Kanunu’nun 81, 82 ve 83. Maddeleri kapsamında değerlendirilebileceği öngörülmektedir. ötenazi intihara yönlendirme fiilleri (TCK.m.84) ile de karıştırılmamalıdır. Ötenazide ölüm neticesini meydana getiren hareket bizzat hekim tarafından gerçekleştirilir. Buna karşın intihara yardım suçunda ölüm neticesini meydana getiren hareket ölen kişi tarafından bizzat gerçekleştirilir, hekim ise ancak kişiye ölüm için gerekli olan ilaç vb. imkanları sağlayarak yardım eder.

Tarihsel süreçte özellikle akıl hastalarının, özürlülerin ve yaşamaları toplumsal açıdan yararsız görülen kişilerin, yaşamlarına son verilmesinin de ötenazi olarak adlandırılması ve bu fillerin de ötenazi kavramının içine sokulmaya çalışılması, ötenazi hakkında kötü bir şöhretin doğmasına neden olmuştur. Özellikle İkinci Dünya Savaşı sırasındaki Almanya’da özürlü, hasta, yaşlı ve çingenelerin sistematik bir şekilde öldürülmelerinin ötenazi kavramıyla meşrulaştırılmaya çalışılması, toplumsal hafızada ötenaziye karşı olumsuz izler bırakmıştır. Ancak günümüzde insana verilen değerin artmasıyla ötenazi kavramına daha farklı yaklaşılmaktadır. Bugün tedavisi mümkün olmayan, acı çeken hastaların ötenazi taleplerini, bireyciliğin gelişimiyle birlikte güçlenen “kişi özerkliği” çerçevesinde değerlendirenler, sınırları iyi belirlenmiş kurallar çerçevesinde istemli ötenazinin suç olmaktan çıkarılması gerektiğini savunmaktadırlar. Özellikle uygulamada, hekimlerin yasal olmasa bile insani nedenlerle veya hastanın tedaviyi reddetmesi nedeniyle ölümü çabuklaştırıcı veya hayatı uzatıcı önlemleri almama yoluna giderek, bir tür ötenazi uyguladıkları belirtilmektedir.

2-ÖTENAZİ ÇEŞİTLERİ

A-AKTİF ÖTENAZİ

Kişinin yaşamının bir başkası tarafından dışarıdan yapılacak aktif bir hareketle sona erdirilmesine aktif ötenazi denir. Ancak bu müdahalenin bir hekim tarafından, iyileşmesi mümkün olmayan bir hastalığa yakalanmış ve acı çeken bir hastanın talebi üzerine, onun acılarını dindirme saikiyle yapılması gerekir.

Aktif ötenazide hareketin niteliği de önemlidir. Bu hareket silahla ateş etmek veya bıçaklamak değil, hekimlik faaliyetleri sırasında gerçekleştirilebilecek bir hareket olmalıdır. Bu açıdan, aktif ötenazi daha çok hastaya öldürücü bir ilacın, iğne yapılarak verilmesi suretiyle uygulanır. Bu açıdan aktif ötenazi, kişiye onun isteği üzerine ani ölüme neden olan ölümcül dozda ilacın enjekte edilmesidir.

B-PASİF ÖTENAZİ

Pasif ötenazi ise hekimin uygulaması gereken tedaviyi pasif kalıp uygulamayarak, ölüm neticesinin ortaya çıkmasına neden olmasıdır. Pasif ötenazi açısından belirleyici olan, hareketin ihmali bir davranışla gerçekleştirilmesidir. Hastanın yaşamını sürdürmesi için gerekli olan suni beslenme, solunum cihazı veya kan nakli gibi yaşam desteğinin çekilmesi veya bu türden yaşamı uzatıcı tedbirlerin alınmaması pasif ötenazi kapsamında değerlendirilir.

Pasif ötenazi, esas itibariyle kişinin kendi geleceğini belirleme ve tedaviyi ret hakkı ile doğrudan ilintilidir. Hastanın yaşam destek ünitelerinin kapatılmasını istemesi halinde hekim, hastanın kendi geleceğini belirleme hakkına saygı gösterme ödeviyle, hastaya zarar vermeme ve iyileştirme görevi arasında bir ikileme düşer. Kişi hekimden yaşamını devam ettirecek önlemleri almasını açıkça istemesine rağmen, hekim bunu yapmıyor ve hekimin ihmali davranışına bağlı olarak ölüm meydana geliyorsa, hekimin ihmali davranışla adam öldürme suçundan bir hastanın(TCK.m.83) cezai sorumluluğu ortaya çıkar. Ancak aklen sağlıklı ve bilinçli kendi geleceğini belirleme ve tedaviyi red hakkı her zaman vardır. Hastanın hekimden kendisine müdahale etmemesini, ölürken rahat bırakmasını istemesi halinde, esas itibariyle hastayı tedavi etme ödevi olan hekim bu isteğesaygı göstermelidir.

Ancak tedaviyi reddeden veya yarıda bırakılmasını talep eden hastanın, kendi geleceğini belirleme hakkını kullandığını söyleyebilmek için, hastalığı hakkında tam olarak bilgilendirilmiş olması ve tedavinin yarıda bırakılması halinde ortaya çıkacak riskler konusunda aydınlatılmış olması gerekir.

Kişinin vücut bütünlüğünün ve kendi geleceğini belirleme hakkının ihlal edilmesi hiçbir mesleki görev veya ödev düşüncesi ile hukuka uygun kabul edilemez. Hekimin, hastanın tedaviyi reddeden açık irade beyanına rağmen, bu iradeyi hiçe sayıp kendiliğinden tedaviye devam etmesi cezai sorumluluğu gerektirir.

C-DOLAYLI ÖTENAZİ

Dolaylı ötenazide hastanın tedavisine son verilmez veya yaşamına son verilmesi için doğrudan ilaç enjekte edilmez, fakat hastanın acısını dindirmek için verilen ilacın yan etkileri hastanın yaşamını kısaltır. İlacın yaşamı kısaltan etkileri konusunda hasta aydınlatılmalıdır. Hastanın tam, açık ve doğru bir şekilde ilacın yan etkileri konusunda bilgilendirilmesinden sonra açıklayacağı rıza üzerine, ilacın kullanılmasına devam edilmesi dolaylı ötenazi olarak adlandırılır. Burada hekimin kastı hastanın yaşamına son vermek veya yaşamı kısaltmak değildir, ancak hekim kullandığı ilacın bu şekilde bir yan etkisi olduğunu bilir ve bu riski göze alır. Bu açıdan hekimin meydana gelen ölüm neticesi açısından dolaylı kastının varlığından söz edilse de, bu durum hastanın kendi geleceğini belirleme ve tedaviye devam etmekle, tedaviyi yarıda bırakmak arasındaki menfaatlerinin karşılaştırılmasıyla aşılmaya çalışılır.

Gerçek ölüm yardımı olarak da adlandırılan, dolaylı ötenazi Alman Ceza Hukuku öğretisinde esas itibariyle tartışmasız kabul edilmektedir. Ancak bazı yazarlar, dolaylı ötenazinin zorunluluk hali nedeniyle hukuka uygun olduğu görüşünü savunurken, diğer bir kısmı hareket sosyal açıdan uygun olduğu için, dolaylı ölüm yardımının sosyal anlamının öldürme suçunu oluşturmayacağı sonucuna ulaşır. Dolaylı ötenazi veya ölüm yardımının, hekim öldürme kastıyla hareket etmediği için kusur bulunmadığı veya izin verilen risk ya da yükümlülükler çatışması nedeniyle hukuka uygun olduğu için cezalandırılmayacağını söyleyenler de vardır.

Dolaylı ötenazinin cezalandırılmaması gerektiği, kişinin onurlu ve acısız bir şekilde ölümünü mümkün kılmanın, onu biraz daha uzun yaşaması uğruna acılara mahkûm etmekten daha üstün bir menfaat olduğu gerekçesiyle Türk ceza hukuku öğretisinde de kabul edilmektedir. Hasta Hakları Yönetmeliği’nin14.maddesinde de bu görüşü destekleyen bir düzenleme bulunmaktadır.

HHY’nin 14. Maddesi hükmü, “Personel, hastanın durumunun gerektirdiği tıbbi özeni gösterir. Hastanın hayatını kurtarmak veya sağlığını korumak mümkün olmadığı takdirde dahi, ıstırabını azaltmaya veya dindirmeye çalışmak zorunludur” şeklindedir. Buna göre hekim, tedavisi mümkün olmayan bir hastalığa yakalanan veya kazaya uğrayan kişinin daha az acı çekmesi için gereken tedbirleri almakla yükümlüdür. Bu tedbirler hastanın yaşam süresini kısaltsa dahi, hekim bundan kaçınamaz. Ancak burada asıl olan hastanın rızasıdır. Bu tür bir ilaç, hastanın rızası olmadan hastaya verilemez. İstemsiz uygulanan her türlü tıbbi müdahalede olduğu gibi yaşamı kısaltan bir tedavinin de hasta aydınlatılmadan ve rızası alınmadan uygulanması hekimin cezai sorumluluğunu gerektirir.

3-ÖTENAZİNİN CEZALANDIRILMASI SORUNU

Ötenaziyi reddeden yazarlar, fiilin nasıl cezalandırılacağına ilişkin olarak görüş ayrılığına düşmüşlerdir. Bazı yazarlar, ötenazinin adam öldürme suçu ile aynı görülmesi ve ötenazi uygulayan hekimin adam öldürme suçundan cezalandırılması gerektiğini savunur. Buna karşın diğer bir grup yazar, ötenazinin normal adam öldürme suçundan bağımsız ayrı bir suç olarak cezalandırılması gerektiğini kabul eder. Çünkü burada hekimin kastı, adam öldürme suçunu işleyen failden tamamen farklıdır. Hekimin amacı doğrudan hastayı öldürmek değil, öncelikle hastanın acısını dindirmektir. Bu nedenle ötenazi kasten adam öldürme suçuna oranla daha hafif bir şekilde cezalandırılmalıdır.

Hollanda, Belçika, Lüxenburg ve ABD’nin bazı eyaletleri dışında, ötenazi kural olarak çağdaş hukuk sistemlerinde yasaktır. Fransız ve Türk Ceza Hukukunda, ötenazi uygulayan hekim adam öldürme suçundan cezalandırılır. Buna karşın, İtalya (İCK.m.579), Almanya (ACK.§.216), Avusturya (AvCK.§.77), Norveç (NCK.m.235/2), İsviçre (İCK.Art.114) ve Portekiz (CK§.134) gibi ülkelerin Ceza Kanunları’nda, kişinin yaşamının rızayla sona erdirilmesini kasten adam öldürme suçundan ayrı bir suç olarak düzenleyen ceza normları öngörülmüştür.

Ötenazi’nin cezalandırılması açısından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yaşam hakkının korunmasına ilişkin olarak 29.04.2002 tarihinde verdiği 3024 Nolu karar da çok önemlidir. AİHM motor nöron hastalığına yakalanmış İngiliz bir hasta olan Diana Pretty’nin İngiltere devletinin vatandaşlarına ölme hakkını tanıması ve ötenazi uygulayanların cezalandırılmaması için gerekli yasal düzenlemeleri yapma yükümlülüğünün olduğu iddiasını reddetmiştir. Mahkeme AİHS’nin 2. Maddesi’nin “yaşama hakkını”, sözleşmedeki diğer hakların kullanılmasını hükümsüz kılmayacak şekilde tanımış olduğunu hatırlatmıştır. Mahkeme yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin verdiği diğer kararlarda olduğu gibi bu kararında da, sözleşmenin 2. Maddesinin devletlere sadece kasten veya hukuka aykırı öldürmelerden kaçınma değil, ayrıca kendi egemenlik yetkisi içinde bulunanların yaşamlarını koruyucu gerekli tedbirleri alma yükümlülüğünü de yüklediğini vurgulamıştır. Mahkemenin bu alandaki içtihatları yaşamı koruma yükümlülüğü üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bu durumda mahkeme, sözleşmenin 2. Maddesi’nin, olumsuz bir yönü olduğu ve bir bireye yaşamak yerine tam tersi bir hakkı yani “ölme hakkını” verdiği şeklinde yorumlanamayacağına ve bu maddenin bireye ölmeyi seçme anlamında bir irade özgürlüğü hakkı yaratmadığını belirtmiştir. Buna göre, 2. Maddesinden üçüncü bir şahsın elinden veya kamu makamlarının yardımıyla ölme hakkının var olduğu sonucu çıkartılamaz. Bununla birlikte, mahkeme devletlerin rıza ile yaşamın sona erdirilmesine veya ötenaziye ilişkin iç hukuklarında yapacakları yasal düzenlemelerin İHAS m.2’ye aykırı olacağı konusunda bir yorum yapmamıştır. Devletlerin intihara yardımı cezalandırmamasının ise AİHS’nin 2. Maddesinde düzenlenmiş olan, yaşam hakkını ihlal anlamına gelmeyeceğini vurgulamıştır.

Türk Ceza Kanunu’nda ise ötenaziye ilişkin açık bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Öğretide de ötenazinin suç olduğu ve ötenazi uygulayan hekimin kasten adam öldürme suçundan sorumlu olacağı genel olarak kabul edilmektedir. Hastanın ölümü veya ölümün çabuklaştırılmasını istemesi, talep etmesi, hekimin cezai sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Ancak hekimin insani hislerle hareket etmesinin, cezanın belirlenmesinde takdiri indirim nedeni olarak dikkate alınabileceği belirtilmektedir.

Aktif ötenazi uygulayan hekimin katil kastıyla adam öldüren kişiyle aynı değerlendirilmemesi ve normal adam öldürme suçunun cezasına göre daha hafif bir cezayla cezalandırılması gerektiği fikri 5237 sayılı TCK’nın kabulünden önce hazırlanan TCK tasarılarını etkilemiştir. 1989, 1997, ve 2003 yıllarında hazırlanan TCK tasarılarında ötenaziye ilişkin özel düzenlemelere yer verilmiştir. 2003 TCK tasarısının 140. Maddesinde acıyı dindirme saiki başlığıyla: “iyileşmesi olanağı bulunmayan ve ileri derecede ızdırap verici bir hastalığa tutulmuş olan bir kimsenin, bilincinin ve hareketlerinin serbestliğine tam olarak sahip iken yaptığı ısrarlı talepleri üzerine ve sadece hastanın ızdıraplarına son vermek maksadıyla öldürme fiilini işlediği sabit olan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.” Hükmüne yer verilmişti. Madde gerekçesinde ise, burada doktorlar tarafından gerçekleştirilen ötenazinin değil, yalnızca insancıl nitelikteki kast dikkate alınarak adam öldürmenin özel bir şeklinin düzenlendiği belirtilmekteydi, Ancak TCK tasarılarında yer alan bu düzenlemeler kanun koyucu tarafından benimsenmemiş ve acı dindirme saikiyle hareket eden hekimin adam öldürme suçuna oranla daha az bir cezayla cezalandırılmasının yolunu açacak düzenlemelere 5237 sayılı TCK’da yer verilmemiştir. Türk hukukunda ötenaziye ilişkin en açık düzenleme Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 13.maddesinde yer alır. Bu maddeye göre “ötenazi yasaktır. Tıbbi gereklerden bahisle veya her ne suretle olursa olsun, hayat hakkından vazgeçilemez. Kendisinin veya başkasının talebi olsa dahi, kimsenin hayatına son verilemez”.

4-YAŞAMA HAKKI KARŞISINDA ÖTENAZİ

Çalışmanın başında da belirtildiği üzere yaşam hakkı, en temel kişilik hakkıdır. Zira diğer kişilik haklarının kullanılabilmesi temelde hayat hakkının bulunmasına bağlıdır. Kişilik hakları, mutlak ve tekelci niteliklere sahiptir. Yaşam hakkı, T.C. Anayasası’nın 12. maddesinde de belirtildiği üzere, kişinin kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez bir haktır. Yine Anayasa’nın 15/2 hükmü uyarınca, “… savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler (…)dışında, kişinin yaşama hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamaz…” Görüldüğü üzere hukukumuzda yaşam hakkı dokunulamaz ve üzerinde tasarruf edilemez bir haktır. Yaşam hakkının bu tasarruf edilemezlik özelliği hem kişinin bizzat kendisi için hem de diğer kişiler için geçerlidir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesi de Yaşam Hakkı başlığını taşımaktadır. Bu maddeye göre;

“1.Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın infaz edilmesi dışında, hiç kimsenin yaşamına kasten son verilemez.

2. Ölüm, aşağıdaki durumlardan birinde mutlak zorunlu olanı aşmayacak bir güç kullanımı sonucunda meydana gelmişse, bu maddenin ihlaline neden olmuş sayılmaz:

a) Bir kimsenin yasa dışı şiddete karşı korunmasının sağlanması;

b) Bir kimsenin usulüne uygun olarak yakalanmasını gerçekleştirme veya usulüne uygun olarak tutuklu bulunan bir kişinin kaçmasını önleme;

c) Bir ayaklanma veya isyanın yasaya uygun olarak bastırılması”

Madde metninde hayat hakkının hangi zamanlarda kasten sona erdirilebileceği tahdidî bir şekilde belirtilmiştir ve ötenazi bu sayılanlar arasında yer almamaktadır. Bu maddenin karşıt anlamından (argumentum a contrario) kişinin hayat hakkı olduğu gibi ölme hakkının da olduğuna dair yorumlara AİHM, Pretty v. the United Kingdom davasında, bu hükmün dili tahrif edilmeden böyle bir yoruma ulaşılamayacağını belirtmiştir.

5-DİNLERİN ÖTENAZİYE BAKIŞI

Dünya üzerindeki belli başlı dinlerin ötenaziye karşı bakışı hemen hemen ortak ve nettir. İslamiyet, Hristiyanlık ve Yahudilik dinlerinde ötenaziye şiddetle karşı çıkılmakta ve ötenazinin “günah” olduğu belirtilmektedir. Zira dinlere göre, hayat ve beden, Allah-Tanrı tarafından insana verilen bir “emanet”tir ve bu bakımdan hayatın kutsallığı/dokunulmazlığı bulunmaktadır.

6-SONUÇ

Mevcut tıbbî verilere ve imkanlara göre iyileşmesi mümkün olmayan ve bu hastalıktan dolayı şiddetli acılar çeken bir hastanın hayatının aktif veya pasif bir hareket ile sona erdirilmesi demek olan ötenazi, birkaç ülke dışındaki hukuk sistemlerinde hukuka aykırıdır ve kasten öldürme olarak nitelendirilmektedir. ötenazi en temelde; aktif ötenazi ve pasif ötenazi olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Aktif ötenazi, ölümü sağlayan yüksek dozda morfinin hastaya enjekte edilmesi gibi bir tıbbî yöntemin doğrudan doğruya kullanılması hali olarak tanımlanmaktadır. Pasif ötenazi ise kastedilen ölüm sonucunun hareketsiz kalmak suretiyle meydana getirilmesi halidir. Doktrinde yaşam destek ünitesinin fişinin çekilmesi gibi durumlar da pasif ötenaziye örnek olarak gösterilmektedir. Ancak, yaşam destek ünitesinin fişinin çekilmesi gibi fiiller, doğrudan doğruya aktif bir hareketi gerektirmektedir ve aktif ötenazi kapsamında değerlendirilmelidir. Aktifve pasif ötenazi ayrımının hukukî bir sonucu olarak bazı hukuk sistemlerinde fiile göre kasten öldürme ve taksirle öldürme gibi farklı suçlar ortaya çıkmaktadır. Fakat aktif-pasif ötenazi ayrımısuni bir ayrımdır.

Zira kastedilen ve istenilen sonuç ikisinde de aynı olup ölüm meydana getirilmektedir.

Türk hukuku bakımından ötenazi yasaktır. Ancak ötenazi, kanun ile değil, Hasta Hakları Yönetmeliği ile yasaklanmıştır. Bununla birlikte, 2005 tarihli bir Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararında ötenazinin kabul edilemez olduğu ve hukukumuzda kasten öldürme suçu olarak cezalandırıldığı belirtilmiştir. Karşılaştırmalı hukukta ötenazi; Hollanda, Belçika, Lüksemburg, Kanada ve ABD’nin bazı eyaletlerinde yasal iken, geri kalan hemen hemen tüm ülkelerde hukuka aykırı olarak kabul edilmektedir. İsviçre gibi bazı ülkelerde ise, kişisel menfaat elde etme amacı gütmeden intihara yardım edilebilmektedir. Ancak bu husus da belirli koşullara tâbidir ve ötenazi İsviçre’de tamamen serbest değildir. AİHM’in, ötenaziye izin vermeyen ülkelerin lehinde kararları mevcuttur. Ancak AİHM, 5 Haziran 2015 tarihinde vermiş olduğu kararda, hastadan yaşam desteğinin çekilmesine izin vermeyen Fransa’nın aleyhinde karar vererek hastadan yaşam desteğinin çekilebileceği yönünde bir karara imza atmıştır.

Yaşama hakkı, diğer kişilik haklarının üzerine inşa olunduğu en temel haktır. Bu hak, her ne kadar günümüzde hem ülkemizde hem dünyada büyük ihlallere maruz bırakılsa da hem hukuken hem de ahlâken dokunulmazdır. Aynı zamanda diğer kişilik hakları gibi vazgeçilemez niteliğe sahiptir. ötenazi taraftarlarının, ötenazinin “insan onuruna yakışır bir ölüm” olduğu iddiası da, insanın hastalıkla veya bir başka zorlukla mücadeleyi bırak(tırıl)masının insan onuru ile ne ölçüde bağdaştığı hususu karşısında tartışmalıdır. Bir başka açıdan ötenazinin yasal hale gelmesi ile, ötenazi, günümüzde çok yüksek meblağlara ulaşan tedavi masraflarını karşılamak istemeyen ailelerin ve hatta devletlerin elinde büyük bir istismar aracı olabilecektir. Son olarak da ötenazinin gri bir alan olduğunu kabul ederken, ötenazi talep edilen kişinin hastalığının tedavisinin tıbbî verilere göre mümkün olmadığı hususu bu kadar net bir şekilde kabul edilmemelidir. Zira mevcut tıbbî veriler ve imkânlar yarın değişebilir.

KISALTMALAR

ABD : Amerika Birleşik Devletleri

AİHM : Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi

AİHS : Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

No : Numara

s. : Sayfa

S. : Sayı

T. : Tarih

TCK : 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu

YCG : Yargıtay Ceza Genel Kurulu

HHY :Hasta Hakları Yönetmeliği

KAYNAKÇA

AGAMBEN Giorgio, Kutsal İnsan, Çev. İsmail TÜRKMEN Ayrıntı Yayınları, İstanbul 2001.

ÇİFTÇİOĞLU Cengiz Topel, “Yaşama Hakkı”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, sayı 103, 2012, s.137-168

GÜRCAN Ertuğrul Cenk, “Ötenazi: Yaşama Hakkı Açısından Bir Değerlendirme”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, S.60, 2011, s.255-280

CEOĞLİNU Sibel, “İnsan Hakları Bakımından Ötenazi”, Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.3, S.2, 2006, s.289-306.

KABOĞLU İbrahim Ö., Özgürlükler Hukuku, AFA Yayıncılık, İstanbul 1993.

KIZILYEL Serkan, “Yaşam Hakkı: AİHM Kararları ve İdari Yargı Uygulaması”, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.18, S.2, 2014, s.253-290.

NOMER Mert, “Yaşama Hakkına Saygı Nedeniyle Ölümü İstemek Pretty/Birleşik Krallığa Karşı”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S.113, 2014,s.41-55.

ÖZEN Muharrem–ŞAHİN Meral Ekici, “ötenazi”, Ankara Barosu Dergisi, S.4, 2010, s.15-36

İNTERNET SİTELERİ

ÇOBAN Ömer–DİLEK S. Emre–HARMAN Serhat, “İntihar Bir Turizm Olarak Değerlendirilebilir Mi?”,DergiParkAkademi.http://dergipark.gov.tr/download/article-file/318779

http://www.dipnot.tv/75-yasindaki-ingiliz-kadin-yaslanmak-yerine-otanaziyi-secti/85484/